Bölüm 1/2 Simitçi mi? Evlatlık mı?
Mayıs 4, 2008
“Oh şükür kavuşturana…. Cem nerdesin kaç gündür? Neden telefonların kapalı? Ajansa da gelmiyorsun… Kimsenin haberi yok senden… Polise haber verdik, evine girdik evde de yoksun. Esnafa sorduk, geçen hafta garip tavırlar sergilediğini söylediler; böyle kendi kendine mi konuşuyormuşsun neymiş… Neler oluyor? Aaaaaa…”
“Bitti mi Burçin?”
“Bitti, şimdi anlat.. Merak ettim olum…”
“Yurt dışındaydım…”
“Eee”
” ‘Eee’ si, kafa dinledim”
“Peki, İstanbul’ da mısın şu an?”
” Evet dün geldim…”
” E sana geldim, çaldım çaldım kimse açmadı. Mukadder de yoktu sanırım.”
” Mukadder yok artık zaten…”
” Ne oldu?”
” Emekli olmak istedi ve oldu…”
” Haydaa, bu soğukluk ne Cem? Sen iyi misin?”
” Burçin, bana gelebilir misin? Kendimi çok iyi hissetmiyorum. Konuşmaya ihtiyacım var…”
” Deli misin olum? Hemen gelirim de, şu kampanya ile ilgili toplantı yaptık az önce. Ozan’ la görüşeceğim şimdi. Ajansta neler olup bitiyor, bu da mı umrunda değil olum ya?”
” Hepsinden haberim var merak etme sen… Gel hadi…”
” Hoşgeldin”
” Hoşbulduk Cem… Çok kötü görünüyorsun…”
” Gel, bahçede oturalım”
” Olur…”
” Kahve ister misin Burçin?”
” İsterim ya..”
” Benim ki sade olsun o zaman.”
” İyi tamam, tamam… Yapıp geliyorum ben…”
” E anlat bakalım Cruso”
” Burçin, öncelikle anlatacağım şeyler sana oldukça garip geleceği için; her ne olursa olsun, ne söylersem söyleyeyim bana inanacağını duymak istiyorum.”
” Tabii ki Cem…”
” Gerçi ben inanabiliyor muyum ya o da ayrı… Neyse… Burçin, geçenlerde evden çıkarken, hani doğumgünümün sabahı, kapıda bir simitçi çocuk vardı.”
” Eeee?”
” Simit almamı istedi, ben de anlayamadığım bir şekilde simit yemek istemedim; hayır dedim. Diretti, garip garip sorular sordu, arabamın modelini falan, sonra adım Zet4 dedi, neyse ben bir şekilde simit almadan para verdim çocuğa ve arabaya biniyordum…”
” Allah Allah, e garip bir çocukmuş… Sonra?”
” Balıkçı Dursun, selam verdi, iyi olup olmadığımı sordu durup dururken… Ben de Allah’ a şükür dedim, ajansa geldim sonra yemek yedik doktora falan gittik işte…”
” Biliyorum sonrasını da, bu yüzden mi kaçtın İstanbul’ dan? Pek, makul bir sebep gibi gelmedi bana.. Ha bu arada ‘Herpes’ olayı n’oldu?”
” O gün tanıdık bir doktora gittim, yaktılar falan…”
” Ha aman iyi. Kurtulduk yani? Ee Cem, başka bir olay var bence?”
” Burçin… Ben çocukluğumu hatırlamıyorum…”
” Hımm”
” Arada gittiğim bir terapist vardı ya, Gülten Hanım…”
” Eee, Gülten Hanım’ a gidip bunları mı anlattın?
“
” Evet, bana paranoid şizoid olabileceğimi, geçmişimde bir travma geçirip geçirmediğimi sordu. Ben de kazayı anlattım. Ailemi kaybettiğmi falan söyledim, Hafıza kaybı yaşadığımı söyledi ve geçmişimle ilgili imgelendirme yapamadığım için gerçek hayatımda geçmişten izler görebileceğimi söyledi falan filan. Bana da saçma geldiği için kafamı dinlemek için Malta’ ya kaçtım bir haftalığına…”
” Peki iyi misin şimdi?”
” Daha iyiyim ama itiraf etmem gerekn başka birşey daha var…”
” Söyle…”
” Doğumgünü akşamı o gördüğüm çocuk vardı ya… Galiba simitçi çocuk ona çok benziyor…”
” Cem’ cim… O akşam çocuk yoktu. Hepimiz geldik baktık biliyorsun…”
” Ama Burçin gözlerimle gördüm…”
” Peki Cem belki de biz gelince kaçmıştır.”
” Ama asıl sorun bu değil…”
” Ben o simitçiyi Malta’ da da gördüm…”
” Cem, arzu edersen Gülden Hanım’ a beraber gidelim. Belki daha iyi olur senin için…”
” Hayır istemiyorum. Öyle birşey varsa şayet ben az seviyedeki seratonin hormonumla da mutluyum”
Burçin benim inatçı yapımı çok iyi bildiği için daha fazla diretmedi. Sonra ben bilinçli bir şekilde konuyu değiştirdim. Üç beş sohbet ettik. Malta’ da çektirdiğim fotoğrafları gösterdim, işlerle ilgili son durumları öğrendim. Altan olayından bahsettim. Ve ikimizde şok geçirdiğimizi saklayamadık birbirimizden. Arayıp aramayacağımı sordu ama alacağı cevabı biliyordu. Asla aramayacaktım….
Evde oyalanmanın ardından Burçin ajansa gitti; her ne kadar gelmem için direttiyse de ben evde kalmayı tercih ettim.
70′ lerin Fransızca şarkı arşivinden bir Cd koydum, kendime de bir kadeh şarap aldım.Kafamda, geçmişime dair her ne sorgulama varsa yok etmeye çalıştım. Saat 20:00 sularıydı. Tekli koltukta kafamı arkaya yaslamış ve gevşemiş bir şekilde müzik dinleyip ağlıyordum. Dış kapının vurularak çalınmasıyla irkildim. Bahçe ışığını yaktım. Küçük bir çocuk vardı kapıda… Evet; bu simitçi çocuktu. Hatırlamıştım.
Olabildiğimce sevecen bir tavırla;
“Buyur… Zet di adın değil mi adın? Hayırdır?”
Gözleri dolu gibiydi. Belli ki bir sıkıntısı vardı.
“Cem Abi…”
Adımı nerden öğrendiğini anlayamamıştım.
“Efendim. Hayırdır n’oldu?”
” İçeri geçmem de sakınca var mı?”
Öylesine içli bir hali vardı ki. Normal aklımla bunu yapmam imkansızdı. Ama yine merhametli yanıma engel olamamıştım.
“Gel geç…”
Salona geçtik. Her kim olursa olsun bir birey olduğunu ve evimin içinde bulunduğu için misafir konumunda yer aldığını bildiğim için birşey içip içmeyeceğini sordum. Beklediğim sivri yanıtların aksine, mütevazi bir şekilde teşekkür etti.
” Cem Abi, babam evde beni dövüyor. Ve sürekli annemle kavga ediyorlar. Benim de kalacak hiçbir yerim yok. Biliyorum saçma gelebilir sana ama… Ben tahmin ettiğin gibi sokaklarda yaşayan, serseri bir çocuk değilim. Okula devam edebilmem için çalışmam gerekiyor. Babam alkoliğin teki. Ve ben sokakta yaşamadığım için ne yapacağımı bilemedim.”
Bunları anlatırken hıçkırarak ağlıyordu küçük çocuk. Ben de ne yapacağımı bilememiş bir halde:
“Ne zamandan beri devam ediyor bu böyle peki?”
“Yıllardır Cem Abi… Ben çok bunladım. Derslerim çok iyi ve elimden geldiği kadarıyla birşeyler yapmaya gayret gösteriyorum. Ama babam ne yazık ki beni sevmiyor, neden sevmediğini de anlamıyorum ki?”
İçim burkulmuş ve yine başıma o ağrı saplanmıştı.
“Bak.. Bu gece burda kalabilirsin. Hatta istersen yarın işe benle gelirsin bir çözüm yolu düşnürüz olur mu?”
“Ciddi misin Cem Abi? Çok isterim… Ama neden bana böyle bir iyilik yapasın ki?”
O ağlayan çocuk kirpikleri ıslak bir halde kaşlarını çatıp, yardım etmek isteyişimin altında bir art niyet olup olmadığını sorguluyordu. Bu çocuk sandığımdan çok ama çok daha akıllıydı…
” Böyle bir iyilik yapıyorum, çünkü bu talepte bulunan sendin. Ha güvenmiyorsan da geri adım atabilirim.. Ama artık insan sarrafı olduk yavrucum. Bakışların arkasında art niyet var mı yok mu anlayabilyor insan belli bir hayat tecrübesi edindikten sonra… Ben sana güveniyorum ve istersen elimden geldiğince sana yardımcı olurum. Tamam mı?”
“Cem Abi?”
” Efendim?”
” Ben snein oğlun olabiir miyim? Bir kenarda yatarım inan, yeter ki o eve gitmeyeyim. Senden hiç para istemem. Olur mu, kabul eder misin?”
Böyle bir cümle hiç beklemiyordum. Beş, on dakika içerisinde evme bir çocuk gelmişti. Ve bu çocuk beni psikoloğumla tezata sokan çocuğun ta kendisiydi. Şimdi de babası olmamı istiyordu. Sanırım bunu kaldıramazdım.
“Bak, böyle birşey mümkün değil. İstersen şimdi yatmak için bir yatak ayarlayayım sana olur mu?”
“Peki…”
O kadar burkulmuştu ki, yüzünü düşürüp benim arkamdan merdivenleri çıkmaya başladı. Bir an aklıma geldi;
“Senin gerçek adın ne bu arada?”
” Immmm. Zet dedim ya, önemi var mı ki? Nasıl olsa evlatlık almayacaksın beni”
Bu çocuk ciddi ciddi, benim evlatlığım olabileceği hayalleriyle gelmişti kapıma. Deli miydi ne? Bir de üzerine surat yapıyordu bana…
“Her neyse önemli değil dediğin gibi. Şimdi uyu sen. Sabah beraber çıkarız olur mu?”
“Olur.”
Yatağına yatırdım ve gözleri anında kapanmaya başlamıştı. Belli ki yorgundu. Ben de fazla rahatsız etmeden kendi odama gittim.
Yatağa yattım ama içimde hep birşeyler içimi yiyip duruyordu. Evimin soyulmasından sonra bu tür olaylardan çekinen birisi olup çıkmıştım. Ama kimdi bu çocuk? Yani Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında yaşayan bir bireyin nüfusu olmalıydı. Peki neden gerçek adını benden gizliyordu? Keisnlikle bu işin altında bir pislik vardı?
“Bu çocuğun kim olduğunu öğrenmeliyim, önce simitçi kılığında, şimdi de evimde…”
diye geçirdim içimden. Evet adını öğrenip emniyetteki arkadaşımdan kimin nesi olduğunu öğrenebilirdim. İyi de adını soyadını nasıl öğrenecektim?
“Nüfus Cüzdanııııı” diye sinsi bir fısıltı çıktı ağzımdan. Kendimi gizli ajanlar gibi hissetmeye başlamıştım. Hiç vakit kaybetmeden, yataktan fırladım. Kendi evimde hırsız gibi parmak uçlarımda yürüyerek odasına yöneldim. Aralık olan kapıdan sessizce içeri sızdım. Kıyafetlerinin tamamını sessizce elime alıp odadan çıktım. Kendi odama koştum adeta.
Pantalonun ceplerinden başladım. 6 YTL den başka birşey yoktu ceplerinde. Son ihtimal montunun ceplerini kolaçan ettim. Nüfus cüdanı yoktu ama birkaç ıvır zıvır kartvizitlik bir tomar buldum. İncelemeye başladım. Arasında okul kartı vardı:
Sarıyer Merkez İlköğretim Okulu: 8 -B
Cem Aşiyan…
Şok olmuştum… Adımız soyadımız aynıydı. Bir an inanamadım ve daha fazla kurcalamaya başladım. Nüfus cüzdanını buldum.
kütüğümüze kadar herşeyimiz aynıydı. Sadece anne ve baba adı farklıydı. Bütün herşeyi not almaya başladım. Kağıda bütün bilgileri yazarken beni asıl şok eden noktayı henüz yeni keşfediyordum:
Doğum tarihi: 08.04.1976