MUKADDER HANIM       Cem bey, Ceeemmmmm  Bey, uyanın, uyanın….

CEM:             Saat kaç Mukadder Hanım. Ya daha sekiz olmamış ki… Ofhhh başım da nasıl ağrıyor. Hem misafirler var yan odada rahatsız olacaklar.

MUKADDER HANIM       Cem bey, eve hırsız girmiş.

 

Hemen yataktan doğruldum ve kan ter içindeki Mukadder’ in yüzüne bakarak bunun bir şaka olup olmadığını anlamaya çalıştım.Bugüne kadar hiç böyle bir şey yapmamıştı ve gayet de ciddi görünüyordu.

 

CEM: Ne diyorsun Mukadder? Bismillahirrahmanirrahim.

MUKADDER HANIM.       Gel beyim gel, aşağıda gör.

 

Bir telaşla sabahlığımı giyindim ve merdivenlerden hızlı hızlı inmeye başladık.

MUKADDER HANIM       Sabah bir geldim. Bahçe kapısı ardına kadar açık. Evin kapısı desen hak getire. Tv falan değerli her şey gitmiş.

 

O sırada aşağı inmiştik ve dediği doğruydu. DVD, TV, müzik seti yerlerinde yoktu. Hemen aklıma çek defterim geldi. Tazıyla yarışabilecek kadar hızlı bir şekilde üçer beşer merdivenleri atlayarak odama çıktım. Çekmeceyi açtım. Fanilalarımın altındaki çek defterimin yerinde olduğunu görünce rahatladım ve derin bir ‘ Ohhh’ çektim. Sonra gözüm şifonyerin üstüne takıldı. Geçen yıl aldığım Rolex’ im ve cüzdanım yerinde değillerdi. Hemen bankaları aramam gerektiğini düşündüm. ( Nasıl geldi aklıma bilmiyorum ama). Hepsini tek tek arayarak tüm kredi kartlarımı iptal ettirdim.  O sırada aşağı inerken hırsızın nerden girmiş olabileceğini düşünmeye başladım.

Giriş kapısını inceledim hiçbir zorlanmaya yoktu. Yukarıya seslendim.

“Mukadder, zorlanmış bir yer gördün mü? Ya da açık pencere falan?”

 

O sırada yukarıdan kafasını uzatan Burçin zor açılan gözleriyle bana seslendi:

BURÇİN:      Günaydın Cem. Ne oluyor?

CEM:             Hırsız girmiş Burçin gece. Her şeyi götürmüşler.

BURÇİN:      Ne diyorsun Cem? Aaaaa… Dur giyinip geliyorum hemen.

 

Ben aşağıda gergin bir şekilde dolanmaya başladım. Sinirden ne yapacağımı şaşırmış haldeydim. Tekli berjere oturdum. “Mukaddeeeerrrr, bana kahve yap gözünü seveyim.”

O sırada Burçin de aşağı inmişti.

 

BURÇİN:      Ne oldu Cem şimdi, sakin ol anlat bakayım.

CEM:             Aman Burçin, girmiş işte, almış götürmüş görmüyor musun? Cüzdanımla Rolex’ imi de unutmamış. Yani odama kadar gelmiş. Ama ben nasıl uyanamadım. O kadar zil zurna mıydık biz?

BURÇİN:      Ne bileyim Cem, hatırlamıyorum ki? Ay dur bakayım beni m cüzdanı falan da götürmüş mü şerefsiz? Bu arada sen bankaları aradın mı?

CEM:             Aradım aradım..

 

Burçin hızla yukarı çıktı. Ve aşağıya doğru bağırarak:

BURÇİN:      Yok valla benim her şeyim duruyor yerinde. Ceeeem? Benim karşımdaki yatakta Altan mı kaldı gece?

 

 

 

 

CEM:             Aaaa, evet…. De o nerde?

 

Burçin aşağı inmeye başlamıştı ama adımları o kadar yavaştı ki aynı anda başka şeyler düşündüğünü anlayabiliyordum.

BURÇİN:      Cem, Altan yok, telefonu da kapalı, (suratını büzüştürerek) yoksa, düşündüğümü mü düşünüyorsun? Ay yok ya, neden yapsın ki çocuk?

 

Başımdan aşağı kaynar sular inmişti.

 

CEM:             Tabii ki Burçin. Hiçbir yerde zorlanma yok. Kapıdan girilip kapıdan çıkılmış. Aman Tanrım ya… Neyse salağın her yerde parmak izleri var.  Ben hemen polisi arıyorum. Sen soyadını biliyor musun bu arada?

 

BURÇİN:      (Üzgün bir şekilde) Hayır Cem …. Hem şey,….. Özür dilerim ya…

CEM:             Nerden bileceksin ki Burçin? Alnında yazmıyor ya… Ben seni tanıyorum. Art niyetli olmadığını da hatta benim iyiliğimi istediğini de biliyorum. Canımıza bir şey olmadı ya ona şükredelim. Ama sen de daha dikkatli olmalısın. Kendin için de….

 

Bu esnada polisler gelmişti. Olayları anlattık. Parmak izlerinin alınması için araştırmacı ekibin yönlendirmelerini yaptılar. Tutanaklar tutuldu. İmzalar atıldı. Ben de sigorta şirketini aradım. Gün içerisinde bir eksperi yönlendireceklerini söylediler. Yani bütün gün evde olmalıydım. İş yerini aradım. Gelmeyeceğimi söyledim. Mukadder’ den yine kahve istedim. Bu sefer Burçin de eşlik etti bana.

 

CEM:             Ne doğumgünü değil mi ama? İstesem daha maceralısını yaşayamazdım. Nasıl da kandırdı şerefsiz? Gerçi neler duyduk bu yine iyi bize bir şey yapmadı. İşte gay life… Nasıl güveneyim Burçin söyle bana? Nasıl, hayatıma birisini sokayım?

BURÇİN:      Ne diyebilirim ki Cem? Hem utanıyorum, hem hala şaşkınım, bir de doğumgünün oluşu tam yani… Ben bizimkileri arayayım da akşam ki partiyi iptal edelim. Sanki senin hiç haberin yokmuş gibi konuşurum.

CEM:             Saçmalama Burçin. Ayıp olur. Sonuçta evet, kötü bir olay ama sigorta karşılayacak zararımı. Hem bugün benim doğumgünüm ne olursa olsun böyle bir şeyin hayatımı alt üst etmesine izin vermeyeceğim. Akşam zorla da olsa uğrayacağım. Hem alacağım hediyeler beni yeterince motive eder merak etme 

BURÇİN:      Ay Cem inanamıyorum sana… Şu halde bile parti peşindesin ya….

CEM:             Eeee, güzelim. Unutma biz gay iz. Manik depresif yaşantımız her zaman olumsuz yansıyacak değil ya. Kötü olayları da çabuk atlatıyoruz. Bu arada….. Şimdi senin cezana gelelim mi?

BURÇİN:      Ne cezası ya? Nasıl yani?

CEM:             Altan’ ı buraya sen getirdin ya …. E bir yerde sorumlu sayılırsın. …  Nasıl bir ceza versek sana… Immmmmm

BURÇİN:      Ez Cem ez… Ben üzülmüyorum yeterince değil mi?

CEM:             Buldum… Bütün gün benimle evde oturacaksın. TV yok, DVD yok…

BURÇİN:      Cem yapma bunu. Akşam parti olacaksa, alışveriş yapmalıyım. Kuaföre gitmeliyim. Hayır hayır bunu yapma bana nolur…. 

CEM:             Aaaa daha güzelini buldum. Kuaföre gitmen yasak. Bu kıyafetlerin ve bu saçınla benimle partiye geleceksin… 

BURÇİN:      Olduuu, başka? Yemek de yemeyelim gün içerisinde istersen.

CEM:             Yok yok… O kadarı fazla. Şimdilik bunlar yeterli…  İstersen Mukadder’ e yardım edelim temizlik konusunda. Sen ütüleri yaparsın, o temizliği, ben de dolaplarımı düzenlerim. 

BURÇİN:      Ayy eline düşen intihar etsin Cem. Ak Parti’ den daha zor duruma soktun beni ya…

CEM:             Eeee, düşün bir de seks yapsaydık ruhaniyeten çöküşüm karşılığında sana ne gibi bir ceza verirdim  Bu arada  bütün gün evdeyken makyaj yapman da yasak. Şimdi yatağını toplamakla başla bakalım… Marş marş…

 

Burçin söylene söylene merdivenlerden çıkmaya başladı;

“Ben! No make  - up… Ayy aman Tanrım ya… ”

 

Mukadder Hanım’ ın yatakları çoktan topladığını biliyordum zaten. Sadece tanımadığı insanlara bu şekilde davranmaması gerektiğini öğrenmesi, o çocukluğundan kurtulup, olaylara daha olgun bir perspektiften bakması için böyle minik bir ders gerekliydi. Doğrusu Burçin çok da küçük sayılmazdı. Benden 3 yaş küçüktü. İyi bir eğitim almıştı yurt dışında.. hayatı pek de zorluklarla geçmiş denemezdi. Zengin bir ailenin tek kızıydı. Şımarık değildi ama mütevazı da denemezdi. Bir ağabey gibi her zaman ona doğruyu, onun anlayacağı şekilde göstermek, sanki benim vazifem gibiydi. Sıkı bir Kova burcuydu. İnatçı, eğlenceli, bildiğini okuyan, yaratıcı, kaprisli ama duygusal… Onu bu haliyle ne kadar sevdiğimi düşündüm bir an…

 

Tüm bu pozitif duygular içindeyken o eşsiz tiz sesiyle 3 katlı ev yerinden oynadı adeta.

“CEMMMMMM!!!! Aşk olsun… Niye korkutuyorsun beni? Aman Tanrım… Bir an dediklerini yapmak zorunda kalacağımı düşünmüştüm. Şimdi sen cezalısın bakalım. Polisler ve eksper geldikten sonra, senle beraber alışverişe gideceğiz. Ne istersek alacağız? Bugün her şey de benden olacak. Kuaföre de gideceğiz, belki senin şu klasik tarzını değiştiririz. Sana kalsa akşam partiye takım elbiseyle gelirsin. Her şeyi bana bırakıyorsun. Bütün bu kötü enerjiyi atacağız senle bugün. Ayyyyyy nasıl keyifli olacak…. Ben şimdi giyiniyorum makyajımı yapıyorum, saçımı başımı da düzelteyim. Ayy eksper kaç yaşında acaba? Yakışıklı olur mu dersin?….”

Yorum Yapın