Bölüm 1 / 1 – Altan?
Mayıs 3, 2008
Sabah çok geç olmadan uyandım. Kafamdaki planım önce eve uğrayıp üstümü başımı değiştirmek, kendi banyomda duş alıp rahatlamış bir halde ajansa gitmekti. O yüzden sabah 06:00 sularında alarm beni yerimden oynatmıştı. Burçin’ i uyandırmak için epey seslendiysem da, homurdanarak bütün çabalarımın boşa olduğunu gösterdi. Ben de zaman kaybetmemek için not bırakarak villadan ayrıldım.
Paşaköy’ ün ormanlık yolları sabah çiğini yemiş, etrafa tarif edilemez bir ferahlık katmıştı. Yolda giderken, hava serin olduğu halde camı aralayarak bu eşsiz oksijen yoğunluğundan sonuna kadar faydalanmak istedim. Ama ne yazık ki keyfim çok sürmemiş, 10 – 15 dakika sonra şehir dediğimiz o bina yığınlarının arasına karışmakla birlikte adeta bütün atmosfer değişmiş, sisli, mat ve donuk bir renge bürünmüş İstanbul karşıladı beni. Köprüde trafik yoktu o yüzden villadan ayrıldıktan yarım saat kadar sonra eve varmıştım.
İçeri girdiğimde üst kattan sesler geliyordu.
“Kim var orda?”
“A sen mi geldin beyim? Ben de sen uğramazsın diye düşünerek erkenden gelip temizliğe giriştim. Çarşaflarını değiştiriyordum.”
“Ha sen miydin Mukadder Hanım? Korktum bir an. E saat sabahın körü. Nasıl geldin ki bu saatte?”
Bu sırada Mukadder Hanım merdivenlerden aşağı, yüzünde hafif bir burukluk ve acı ifadesiyle, dahası suçluluk da barındırıyordu bu ifade, inmeye başlamıştı. Ben de hayret ve merakla Mukoş’ un aşağı inip, ondan neler olup bittiğini öğrenmek için olduğum yerde durmayı tercih ettiysem de, bir süre sonra dayanamayıp sordum:
“Hayırdır Mukadder Hanım, senin canın mı sıkkın?”
“Şey beyim,….şey…”
“Ne oldu Mukadder kötü birşey mi var? Gel otur bakalım şöyle…”
diyerek salondaki büyük sofaya oturduk. Karşımda kıvranan halini gördükçe ben kötüleşiyordum.
“Mukadder… E hadi ama?”
“Beyim ben gece burda kaldım…”
“Eeee”
“Ee si, kızmadın mı?”
“Niye kızayım Mukadder? Burası benim olduğu kadar senin de evin biliyorsun. Ki bu merdivenler, bu ev benden çok senin ayak tozunu yutmuştur. Da ne oldu? Kötü birşey mi var?”
“Beyim bilyorsun Gülşen’ i… Kocasıyla arası epeyce bozuktu, Biz de beraber yaşıyorduk. Ama benim burdan aldığım maaşla Gülşen evde oturup çocuğa baktığı sürece sorunları çözebileceğiz gibi görünmüyor. Gülşen işe başlamak istiyor ama çocuk da daha küçük olduğu için ne yapacağımızı bilemedik. Ben de şey diyordum….”
“ ‘Çocuk gün içerisinde benimle burda dursa sorun olur mu?’ mu, hı?”
“Yok beyim yok, ne demek, daha neler? Bir de ben yaşlandım biliyorsun. Eskisi gibi verimli de değilim.”
“Yo ben gayet memnunum senden”
“Da beyim, vücudum kaldırmıyor artık. Diyordum ki… Artık emekli olsam ben…”
(….)
Bir süre düşündüm. Kızı ve torunu için onu aslında gayet de iyi bir şekilde geçindiren bu işinden vazgeçen bir anne vardı karşımda. Ben ailemi kaybettiğimden bu yana Mukadder’ i hep annem gibi sevdiğim için, sanki bir daha dönmemek üzere benden ayrılıyordu bir parçam gibi hissettim. Ya da ölüm döşeğindeki bir annenin evladına son nasihatlari gibiydi. Bir de bunun için benden ricada bulunuyordu. Bir an çok fazla burkulduğumu hatta gözlerimin dolduğunu hissettim. Aile kavramından bana kalan son şey de artık hayatımdan gitmek üzere vizesini istiyordu. Bencil mi davranmalıydım yoksa anlayışlı mı olmalıydım? Bu zor bir karardı. Ama Mukadder karşımda cevabı bekeleyen o iri gözleriyle bana baktıkça durum benim için daha da zor bir hal alıyordu.
“Bak beyim. Bizim orda bir kızcağız var. Dul, mazbut bir ev hanımı. Gündeliklere gider gelir. Hani eğer ihtiyacın olursa diye onu da düşündüm ben.”
“Ne diyeyim Mukadder? Sen kendi içinde kararını vermişsin bile. Nasıl mutlu olacaksan öyle olsun. Ama beni de unutma olur mu? Bilirim beni de çocuğun gibi seversin, ben de seni annem gibi. Şimdi bir kez daha annemi kaybediyormuşum gibi hissettirme. Hep gel ziyaretime olur mu?”
derken ağlaşmaya başlamıştık bile. Birbirimize sımsıkı sarıldık.
Sonra o kahvaltı hazırlamak üzere mutfağa geçerken, ben de duş almak üzere banyoya doğru yöneldim. Hayatımdan hep gidişlerin olduğu şu dönemde olası bir gelişin beni ne kadar mutlu edebileceğini düşünerek çocuk gibi kendi kendime tebessüm ettim. Belki de üzerimde kötü bir ruh vardı bilemiyordum. “Her neyse Cem. Dik; dimdik durmalısın, varsa da kötü ruh şimdi bir bıcı bıcı hiçbirşeyciğin kalmaz” diyerek kendi kendime aptalca ve gereksiz bir motivasyon verdim.
Duş aldıktan sonra kahvaltımı ederek işe gitmek üzere evden çıktım. Sabah işimin fazla uzun sürmeyeceğini düşündüğüm için arabayı otoparka çekmemiş, kapının önüne park etmiştim. Araca gitmek üzere bahçe kapısını açtığımda;
Abi bir simit almaz mısın?” diyen bir sesle irkildim.
Solumda, yerde duran cam kutusunun içinde simit satan bir çocuk vardı.
“Yok canım sağol” diye geçiştirdiysem de o üstelemkten geri durmadı.
“ ‘Hayatımda böyle simit yemedim’ diyeceksin ama…”
Bir an olduğum yerde durdum. Ben simit yemiyordum hiç. Ama niye? Ya da daha önceden yemiş miydim acaba? Hatırlayamıyordum. Beynimi zorladığım için bir an elimle alnımı tuttum. Çocuk da meraklı bir şekilde:
“Hayırdır abi birşey mi oldu? Bak kokusu bile adamı baştan çıkarıyor. Eeee demiştim ben…”
“Yo yo, birşey düşünüyordum. Sen al şu parayı, simit istemem.”
“Olmaz! Dilenci değilim ben. Para vereceksen karşılığını al. Simit yemeyeceksen de başka bir kimsesiz çocuğa hediye et.”
Neden olduğunu hala kestiremediğim bir şekilde beynim o simiti yemeye karşı ciddi bir savunma mekanizması oluşturuyordu. Almazsam çocuğu kıracağımı düşünerek basit bir çıkış yolu düşündüm.
“Şansa inanır mısın?”
“Nasıl yani abi?”
“Yani dört yapraklı yonca, bereket siftahı falan filan…”
“Eeee tabi..”
“O zaman siftahın olsun diye, ya da yolda bulduğun bir para gibi düşün öyle kabul et bunu.”
“Abicim,bak. Ben ilk satışımı yaptım, o yüzden siftah sayamam. Yolda bulduğum paraya da dokunmam. Haram etmiştir falan. Allah korusun. Ha diyorsan içimden geldi eyvallah derim. Ama ben de sana borçlu kalırım, birgün yardım edebileceğim birşey olursa borcumu öderim ben de.”
Deve inadı, zeka küpü birşeydi bu çocuk. Belli feleğin çemberinden geçmişti. Konuşmalar sokak ağzı olsa da yaşından büyüktü.
“Adın ne senin?”
“Neden? Polis misin yoksa?
“Fesuphanallah, hoşuma gitti tarzın diyalog kurmak istedim. Yanlış birşey mi yaptım?”
“Yoo da ne bileyim? Bu araba senin mi?”
“Evet…
ne oldu?”
“Markası ne?”
“BMW”
“Yok sevmedim bunu,”
“Neyi sevmedin arabayı mı?”
“Modeli ne?”
“Haydaa, Z4 (zet4) şimdi noldu?”
“Hah bunu sevdim…”
“Neyiii?”
“Adım Zet4”
“Oldu tabi… Ben de Mondeo”
“Yabancı mısın abi sen?”
“Ay şimdi delircem. Neyse al sen şu parayı Zet4 müsün, coupe musun nesin?”
“Çattık ya. Diyalog istedin diyalog kurduk. Beğenmediysen affet. Biz üniversite okumadık daha.”
“Neyse Zet… -Bu kısa haliyle hitap etsem sorun olur mu?- Ben işe gitmeliyim yüksek müsadenle”
“Yok olmaz abicim. Hadi sana hayırlı işler”
“Hadi sana da…. Off”
Tam arabaya bineceğim esnada, köşedeki Balıkçı Dursun’ un el sallayıp birşeyler söylemeye çalıştığını fark ettim.
“Günaydın Cem Bey”
“Günaydın Dursun, nasıl bereketli miydi sabah?”
“Allah’ a bin şükür. Hayırdır Cem Bey iyi misin?”
“E bende de durum Allah’ a şükür… de ne oldu? Niye sordun?”
“Yok da, ne bileyim? Hani böyle… Neyse hadi alıkoymayayım ben seni, hayırlı işler sana.”
“Sağol; sana da… (Allah Allah)”
Bugün kısmetim, sabah selamlaşmaları ve geyiklerinden açılmıştı sanırım. ‘Bu saatte yola çıkmanın diğer yüzü’ diye geçirdim içimden. İnsanlar güne ne kadar erken başlıyordu. Para kazanmak onlar için ne zordu. Bütün bunları düşünürken başıma ciddi bir kramp saplandı. Bir elim direksiyonda bir elim başıma masaj yaparak işe doğru yol almaya başladım.
“Peki ya ben? “…
Bu soruyla ağrıdı başım yol boyunca. Hayatımı sorgulamaya başladım. Sabah karşılaştığım sahneler beni buna sürüklemişti sanırım. Kendi kendime mırıldanarak:
“Ajansı kurduk babamla ben çok küçük yaştayken. Bir süre zorlandık, sonra o trafik kazası… Onları kaybettim…. Eee öncesi?”
Öncesini net çıkaramıyordum. Okuduğum okulları hatırlıyor hatta onlara dair birkaç olay anımsıyor ama resimleyemiyordum. Başımdaki ağrılar artmaya başlamıştı. Hemen bir asprin aldım. Hacıosman yokuşuna gelmiştim. İlk kez radyoyu açmadan o kadar yolu katettiğimi fark ettim. Daha günün ilk saatlerinde bu kadar ağır bir baş ağrısı ve beyin yoğunluğuyla karşılaşmam pek de hoş değildi. Hemen kendimi toparlamalıydım. Ajansa varmama beş dakikadan az kalmış olsa da fıkır fıkır bir müzik buldum radyodan. Kendi kendime bağıra bağıra şarkı söylemeye başladım.
“İnsanın kendisini motive etmesini öğrenmesi gerek” diye yüksek sesle tekrarladım birkaç kez. Keyfim doruğa ulaşmaya başlamışken (illa bir şey bölecek ya) telefonum çalmaya başladı. Homurdana homurdana radyoyu kıstım, telefona baktım: Burçin…
“Hah uyandı hanımefendi sonunda” , “Aloooooo”
“Nerdesinnnn sennn?”
“
Ajansa varmama az kaldı?”
“Dalga mı geçiyorsun sen Cem, beni niye bıraktın Allah’ ın dağında be adam?”
“E uyuyordun rahatsız etmek istemedim ben de….”
“Cem dalga mı geçiyorsun? Şaka, değil mi bu? Yakınlardasın… Şaka yapıyorsun…. Cemmmmmm”
“Hayır valla, hatta şu an Nurol Plaza’ nın önünden geçiyorum.”
“Cem dün senin arabanla geldik. Ayrı ayrı arabalarla gelmedik. Yani benim arabam yok, bilmem hatırlıyor musun?”
Ben hiiiiç olayın bu kısmını hatırlamadan, tamamiyle Burçin’ i rahatsız etmemek için erkenden onu uyandırmadan ayrılmıştım. Ama telefonda bana kükreyen ses, kesinlikle haklıydı. Haklıydı haklı olmasına da ben durumu nasıl toparlayacaktım?
“Şey Burçin… Unuttum…
”
“Aferin, Cem…. Ayh sana güvenen de salaklık. Of Cem napıcam ben burada ormanın ortasında bir başıma, tebrik ediyorum seni, aferin yani, aferin….”
Burçin saniyede on kelime rahat çıkarıyordu. Tek çıkış yolum vardı:
“Burçin, Burçin, Burçin….. Sakin ol bir saniye, bir saniye….Evet haklısın. Eşeklik ettim ama inan seni rahatsız etmemek için uyandırmadım. Ve inan aklımın ucuna gelmedi. Bak bölmeden dinle. Yolda gelirken yüz metre kadar ileride taksi durağı görmüştüm sanırım. Ordan taksiye bin gel. Ben karşılarım, öğlen de sana güzel bir yemekle, kaymaklı ekmek kadayıfı ısmarlarım olur mu?”
Ses biraz daha yatışmıştı. Ekmek kadayıfı çok zaman işe yarayan bir çıkış yoluydu. Ama lafı gediğine oturtmaktan da alıkoyamadı kendini Burçin:
“Yüz metre kadar ileride taksi durağını fark eden o beynin, arabaya binerken, etrafta başka araba olmadığını, dün akşam beraber geldiğimizi nasıl algılayamadı işin o kısmını çözemedim. Neyse, bye”
Ve telefon suratıma kapandı. Haklıydı.. Hem de çok. Nasıl es geçmiştim hala çıkaramadım. Bu sabah yeterince sıra dışı olaylar zincirine maruz kalan beynim, bir atraksiyonu daha kaldıramayacak gibi olmuştu ki, saat daha henüz 09:00 sularıydı.
“Güzel bir gün olacak eminim, her şeye rağmen güzel bir gün olacak” diye söyledim sesli sesli ve güçlü bir şekilde… Ama içim gizli gizli “Bok olacak” demeyi de ihmal etmiyordu.
Gün çok sıra dışı ve garip olaylarla başlamış olsa da, gayet sıradan bir akışta devam etti. Öğlen Burçin’ le yemeğe çıktık. Ve yemek esnasında, (sabah kükreyen kadından eser kalmamış bir halde) Burçin benimle özel bir şey konuşmak istediğini söyledi.
“Ne oldu Burçin? Yüzün de buruştu? Kötü bir şey mi var?”
“Ya Cem. Senle kardeş gibiyizdir, bilirsin. Yani … (bana biraz daha yaklaşıp kulağıma doğru sessizce) Sıçtığım boku biliyorsun olum…”
“Evet, benimkine benziyor
”
“Dur be Cem ya… Dalga geçme… Şey…”
“Ney?…. (Ne çok ‘şey’ le karşılaşmıştım bugün)”
“Ya benim vajinamın etrafında beyaz beyaz bir şeyler çıktı. Bir hafta falan oldu. Geçer diye bekledim, geçmedi de… Doktora gitmeye de üşeniyorum ve korkuyorum da doğrusu. Bir yandan da içim içimi yiyor… Ne yapacağımı şaşırdım…”
“Yemekten hemen sonra doktora gidiyoruz Burçin.”
“Ya yapma… Ne olduğunu bilmiyorum, şimdi bu bekar halimle gidip de… Yani cinsel yolla bulaşan bir şeyse mahçup olurum. Yani kadınlar hassastır bu konularda”
“Öyle bir şeyse, adamın altına yatarken utanmıyorsunuz da, hastalık kapıp, tedavi olmak için doktora gidince mi ar damarınız yerine geliyor? İtiraz yok. Yani sana da aferin Burçin. Okumuş insanlar da bunları yapıyormuş demek… ‘Ben kocasıyım’ derim doktora olur mu?”
“Soyadlarımız farklı ama… L”
“ ‘Eski kocasıyım’ derim o zaman, oldu mu?”
“Cidden yapar mısın? Ayhh Cem… Seni çok seviyorum. Yani beni sap gibi Paşaköy’ lerde bırakmış olsan da… Altın gibisin olum sen…”
“TIB HERŞEYİN ANAHTARIDIR…”
DOKTOR ‘Genital Herpes’ dediğimiz Cinsel yolla bulaşan bir hastalık Burçin Hanım. Bey neyiniz oluyor?”
CEM Eşiyim ben… Yani eski eşi. Yani yen ayrıldık ama görüşüyoruz hala…
BURÇİN Nasıl yani doktor bey? AIDS gibi mi? Ölümcül mü?
CEM Sakin ol Burçincim…
DOKTOR Hayır ama dikkate alınmazsa özellikle bayanlarda rahim ağzı kanserine yol açabiliyor, dahası o noktadan sonra ölümcül de olabiliyor. Ama siz de semptomlar çok yoğun gözükmüyor. En son ne zaman cinsel ilişkiye girdiniz?
Burçin’ le göz göze geldik.
BURÇİN Bir ay önce…
DOKTOR Peki… Semptomları minik bir cerrahi müdahale ile alacağız ve ilaç tedavisi uygulayacağız? Eşi olarak sizi de kontrol edelim Cem Bey. Önceden bulaşmış olma ihtimaline karşılık…
CEM Aa… yoo.. Gerek yok… Yani ben de bu tür şeyler yok.. Yok yok. İnanın gerek yok.
DOKTOR Ben doktor olarak bunu yapmalıyım Cem Bey. Şayet varsa Bir üroloğa görünmeniz gerekli.
Ben işin bu noktalara varacağını düşünmemiştim. Doktor beni de paravanın arkasına alarak penisimin etrafını ve hatta makatıma kadar olan bölgeyi inceledi. Sonra giyinmemi söyleyerek içeri, Burçin’ in yanına geçti.
DOKTOR Cem Bey, Burçin Hanım’ la özel konuşabilir miyim?
CEM Aa, tabi… Dışarıdayım ben hayatım…
DOKTOR Burçin Hanım, bunu nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum ama…
BURÇİN Neyi doktor bey? Kötü bir şey mi var?
DOKTOR Eşiniz… Yani eski eşiniz… Onda da aynı rahatsızlıktan var…
(Burçin rolünü en doğru şekilde oynamak için suratını büzüştürerek)
BURÇİN Başkasıyla beraber olmadım zaten. Ah ahhhh. Kim bilir hangi orospudan – aman pardon doktor bey- …
DOKTOR Söylemesi zor olan tarafı bu zaten…
BURÇİN Nasıl yani?
DOKTOR Eşiniz bir bayandan kapmamış…
BURÇİN 
DOKTOR Makat bölgesinde herpes semptomları başlamış ama daha çok yeni… Yani. eşiniz bir erkekle anal ilişkiye girmiş Burçin Hanım…
(Burçin doktora gerçeği anlatır, sonra kalkar, kapıyı açar Cem’ i içeri çağırır…)
BURÇİN Cem.. Doktor beye her şeyi söyledim. Sana da söyleyecekleri var.
Ben ne olup bittiğini anlamamış bir halde doktorun yüzüne baktım.
DOKTOR Cem Bey, sizde de Herpes semptomları görülüyor.
Ben şok olmuştum. Olay bambaşka bir boyut almaya başlamıştı. Ama asıl can alıcı noktaya gelmemiştik.
DOKTOR En son ne zaman anal ilişkiye girdiniz Cem Bey?
Gerçeği saklarsam, sağlığımla oynamış olacaktım. Ama bu gerçek Burçin’ in bana olan güvenini sarsabilirdi. İki arada bir derede kalmıştım. Ama saklayamazdım;
CEM İki gün önce doktor bey…
Burçin şok olmuş bir halde gözümün içine baktı.
DOKTOR Daha önce?
CEM Yıllarrrr önce…
DOKTOR O zaman bu ihtimal düşük ama çok hızlı reaksiyon göstermiş bünyeniz. Tedavi olmalısınız. İlişkiye girdiğiniz kişiye de haber verirseniz, onun da sağlığı için iyi bir adım atmış olursunuz.
Hiç bir şey söyleyemeden, sadece teşekkür ederek odadan çıktım. Burçin da alacağı ilaçların reçetesini alarak koridorda yanıma geldi.
“Ceemm?”
“Tamam Burçin, biliyorum… sana söylemedim…”
“Sorun değil Cem. Özel hayatını illa benimle paylaşmak zorunda değilsin ki… Adı üstünde senin özelin.. O yüzden asma suratını… Bak hem iyi ki de gelmişiz. Ya geç kalsaydık. Allah korusun. Sonuçta tedavi edilebilecek düzeyde her ikimizin ki de… Şey bu arada ben de senden bir şey saklamıştım.”
“Nedir?”
“Ben aylardır kimseyle ilişkiye girmiyordum. Ve bir ay önce… “
“Eee?”
“Altan’ la beraber olduk…”
Başımdan aşağı kaynar sular inmişti… Karnıma kramplar saplanmıştı. ‘Nasıl, nasıl…. Nasıl olur da?… ‘ diye geçirdim sessiz sessiz içimden. Ama hiçbirşey olmamış gibi Burçin’ e dönerek:
“Anlamıştım zaten… Sorun değil güzelim…”
“İnan Cem, sandığın gibi değil… Çok alkollüydük… Normalde yapmayacağım bir şey… Bilirsin”
“Doğrusunu istersen, bildiğim Burçin böyle bir şey yapabilir ama asla o kişiyi benle sevgili olması için tanıştırmazdı –ki bir hırsızken hele. İyi senin evini de soymamış..”
“Bana gelmemişti. Bir arkadaşta kalmıştık… Ceeemmm…. Bir saniye bekler misin…. Ceeemmmm!”
“Bir süre yalnız kalmak istiyorum Burçin….Ajansa dönmeyeceğim, söylersin…”
Hızlı adımlarla hastaneden çıktım.
Moralim alt üst olmuştu. Türk filmlerinde rastlanacak bir durumdu bu. Geldi mi her şey üst üste geliyordu. Derin bir ‘offf’ çektim. Arabaya atlayıp Sarayburnu’ na gitmek istedim. Böyle durumlarda bana en iyi gelen ilaç buydu.
Sarayburnu’ nda devam eden Marmaray çalışmaları yüzünden araç girişinin kapatıldığını unutmuştum. O yüzden sahil yolu boyunca araba kullandım. Sonra aile hekimimizi arayıp tanıdığı bir ürolog olup olmadığı sordum. Kaba taslak –üstü örtülü- durumu izah ettim, doktorun numarasını aldım ve derhal arayarak randevu talebinde bulundum. Gün içerisinde müsait olduğu için, hiç zaman kaybetmeden gidebileceğimi söyledim ve doktorun iç Levent’ teki muayenehanesine gittim.
Bir saat kadar süren bir cerrahi müdahale ile o bölgedeki semptomları yaktılar. Canım çok acıdı ama sağlığım için buna katlanmalıydım, katlandım da…
Eve döndüğümde akşam olmuştu nerdeyse. Hava yeni yeni kararıyordu. Arabayı otoparka çektim. Kafam dağınık ve dalgın bir şekilde bahçede yürümeye başladım. Üst bahçede bir sürü kutu vardı. Kimisi iki metre, kimisi küçük…
“Hayırdır inşallah” diyip, kutulara yöneldim.
Boş beyaz eşya kutularıydı bunlar… Buzdolabı, DVD, irili ufaklı birkaç kutu daha …
Hemen eve girdim, Mukadder hanım hala evdeydi.
“Hah beyim, hoş geldin ben de eşyalarımı toparlıyordum.”
“Bahçedeki kutular ne Mukadder?”
“Bilmem, beyim… Bir kamyon geldi, sizin adınıza teslim etti. Ben de siz almışsınızdır diye düşündüm. Siz almadınız mı?”
“Yooo”
“ Ha, bir de şu zarfı bıraktılar. Faturasıdır herhalde…”
Sevgili Cem,
Geçen gün akşam saatlerinde evimi polis bastı. Parmak izimden bulmuşlar beni. O gece evin soyulmuş sanırım. Seninle beraber olduktan sonra seni üzmüş olabileceğimi ya da ileride daha fazla üzebileceğimi düşünerek sen uyurken ayrılmıştım senin evinden. Tabii polis inanmadı buna. Ama siteye giriş saatim, giriş kartımdan tasdik edilince ve eşyaların olduğu bölgelerdeki parmak iziyle benimkiler uymayınca beni serbest bıraktılar.
Her neyse…
Olan biten için çok üzüldüm. Benden şüpheleneceğini tahmin ettiğim için iki gün aramadım seni.
Oysa o akşam seninle beraber olurken bulutların üzerindeydim. Ve bunu kendime itiraf etmekte güçlük çektiysem de…
Galiba sana aşık oldum ben…
Bunlar sana kendimi bir şekilde affettirmek için. Her ne kadar bir suçum olmadığını düşünsem de…Aşağıda yeni numaram yazıyor. En kısa sürede beni aramanı bekliyor olacağım.
Öpüyorum… Sırtındaki beninden…
Sevgiler….
Altan….