(Misafirlerin gelmesine az kalmıştır. Ortada volta atan Cem’i gören Mukadder Hanım konuşmaya başlar)

 
    “Aman Cem Bey, neden ‘ting beygiri’ gibi dönüp duruyorsun ortada anlamadım. Hayır, gelenler arkadaşın değil mi ki?”
    “Ne bileyim Mukadder Hanım, ne olursa olsun kusursuz istiyorum. O yüzden gerildim sanırım.”
    ” Cem Bey, Burçin ilk kez gelmiyor ki, sürekli bu eve gelen birisi, yabancı sayılmaz. Hem merak etmeyin herşey hazır. Şu an hiçbir sıkıntımız yok. Bu arada sadece bir arkadaşı gelecek yanında değil mi?”
    “Evet evet, neyse gidip şu saçımı başımı düzelteyim. Sen de çık istersen artık Mukadder Hanım”


CEM:    ” hahahahah, demek gerçekten de Murat’ ın şakasıymış o… Az değil var ya senin şu sevgilin Burçin…”
BURÇİN:    “Sorma Cem ya, deli gibi koşturdu beni evin içinde”
CEM:     ” O okuldayken de böyleydi, sahi o niye gelmedi bu akşam”
BURÇİN:    “Aman ne bileyim, bilmiyor musun onu? Beraber birşey yapsak ölür sanki. Yorgunmuş,dvd izleyecekmiş falan”
CEM:    “E ayıp etti valla… Neyse…  Siz de Burçin’ le eski arkadaşmışsınız Altan Bey?”

 

 

ALTAN :    “Evet, Yani aslında çok fazla değil. 5 – 6 ay oldu. Ama çok eski arkadaşlar kadar iyi anlaştık. “
O esnada Burçin’ e sert bir bakış attım. Bana eski arakdaş olduklarını iddia etmişti. Neye dayanarak böyle bir yalana gerek duymuştu anlamadım. Ama Altan bölerek araya girdi:

ALTAN:    Burçin’ le tanışmamız çok ilginç olmuştu. Bir gece klüpte eğleniyorduk. Daha doğrusu ben yanlız başıma eğlenmeye çalışıyordum. Canım sıkkındı, baya da kötü bir dönemdeydim. Çıktım gece tek başıma dışarı. İçmişim ama, kafa zom yani. Burçinler de karşı masamda eğleniyolardı. O dönemde Murat yoktu tabi. Sonra karşıdan bana gelen bir kütle gördüm…”
BURÇİN :     “Ne demek o Altan ayıp oluyor ama? :( Alt tarafı 80 kiloydum”
CEM:    “Hahah, farklı bir bakış açısı….. Eee  Sonra?”
ALTAN:     “Sonra gelip, yanlız olup olmadığımı sordu sanırım tam hatırlamıyorum. Sonra biraz eğlenmek ister misin diyerek beni pistin ortasına sürükledi…. Sonrası sen anlat istersen Burçin…   “
BURÇİN:   “Ay Cem, ne bileyim ben, adam gibi adam. Taş gibi bir de… Dedim kızım yürü. Bak bir de yanlız… Dans ederken ben bunu öpmeye mi kalkıştım ne, demez mi bana ‘Ben gay im’…
CEM :   hahahaha, senin gibisine az bile. Oh canıma değsin. Her gördüğün adama sarkarsan olacağı bu. Gerçi Altan Bey’ in de maaşallahı var, hak vermiyor değilim. Ay çok güzeldi. Neyse, ben içkileri tazeleyim. Arkadaşımın Makedonya’ dan getirdiği çok özel bir şarap var. Ne dersiniz, bu akşam onu açmak için yeterince özel bence?”

(Sessizlik)

CEM:   “Sanırım bu evet anlamına geliyor. Ben hemen mutfağa gidip geliyorum”
ALTAN:   “Ben de lavaboya gideyim müsadenizle. Cem? – Cem dememin bir mahsuru yok sanırım değil mi? – Ne tarafta lavabo?


Mutfakta şarabı açmaya çalışıyordum. tam o sırada Altan da lavabodan çıkmıştı. Kafamı çevirdim ve göz göze geldik. Neden bilmiyorum ama bir süre kitlendik öyle. Masmavi gözlerinin soğuğu adeta içimdeki kıvılcıma tezat öylece ruhuma işliyordu. Yanıma doğru geldi.
“Yardım etmemi ister misin?”
“Çıkaramadım bir türlü, şişeyi tutar mısın? Kuvvetlice çekeyim? Lezzeti de bu kadar sert mi acaba:) ?  “

 

 

derken eli elime değmeye başlamıştı.  Biliyorum, Altan’ ın buraya getirilmesinin sebebi buydu. Ama yine de kabul etmek zordu. Yıllardır yanlızdım, bu ve benzeri durumları çok kere yaşattı Burçin bana. Ama güzel tarafı bu kez ben  de istiyordum sanırım. O yüzden hiç tepki göstermedim. ve gözgöze geldik. İlk kez bu kadar ‘yüzsüz’ bir insan görüyordum. Yaklaştı ve dudağımdan öpmeye başladı. Öpüşü mecburiyet tadındaydı ve haz yoktu hem benim için bu kadarı da fazlaydı. Kafamı geri çekerek;
“İçeri geçsek iyi olcak, Burçin çok yanlız kaldı” dedim.
Suratında hafif bir bozulma ifadesiyle birlikte kafasını sallayarak yürümeye başladı.


BURÇİN:   Nerde kaldınız bakayım siz? Sen kubura, sen de şarap şişesinin içine düştün sanırım. Ya da birbirinize dibiniz mi düştü, içinize mi düştünüz ne 
CEM:   öhö . Yok yok. Sadece zorlandım. Altan da yardım etti.
BURÇİN:    Oooo. ‘Bey’ ler kalkmış efendim. Anlayalım yani..?

 

 

(Sessizlik)
BURÇİN:    İyi tamam, tamam birşey demedim. Hadi uzatın şarabı. tamı tamına 685 saniyedir bardağım alkol bekliyor. Sizin şerefinize bu kadehler…

Hafif sert bir bakışla Burçin’ e yaptığı şeyin doğru olmadığını ima etmeye çalıştım. Beni çok iyi tanıyan bir arkadaşımdı. Hemen durumu toparladı.
BURÇİN:   Yani hep birlikte eğlenişimizin şerefine…


Gecenin ilerleyen saatlerine kadar sohbet ettik. Aslında herşey çok güzel gidiyordu. Mutfaktaki hızlı ilerleyişe vurduğum ket bir manada Altan’ ı yavaşlatmış, bana olan ilgisini sadece gözleriyle ifade eder durumda bırakmasına sebebiyet vermişti. Şarabımız bitti ve evde sadece whisky olduğu için, içmek isteyip istemediklerini sordum. Doğrusu nezaketen bir soruydu bu. Saatin geç olduğunu, daha fazla oturmalarını istemediğimi kibar bir yolla dile getirmek istemiştim ama Burçin bütün yüzsüzlüğüyle planlarımı altüst etti;

 

 

BURÇİN:   Eee Cem, ne içeceğiz şimdi?
CEM:   Burçincim yeterince alkollüsün zaten bence daha fazla içmeyelim. Hem yarın iş var…
BURÇİN:   Olur mu yaa… ? Hem doğumgünün hakkında konuşmadık daha…
CEM:   Whisky içmek istemezsin sanırım şarabın üstüne öyle değil mi?
BURÇİN:    Bak ne güzel dedin, valla hiç çekilmez şimdi whisky… Hadi çıkıp şarap alalım deniz kenarında içelim olmaz mı?

Bunu duyduktan sonra olacakları tahmin etmek pek de imkansız değildi. Burçin ‘tam keyif’ olmuştu ve daha da ilerlemek istiyordu. Ama yarının bir iş günü olacağını açık bir şekilde dile getirmiş olsam da Burçin’ i kararından caydıramadım. Bütün bunlar olurken bir kenarda sessiz ve çekimser bir şekilde bizi izleyen Altan’ ı da kendine yandaş çekerek, onun da içmeye devam etmek konusundaki fikrini sordu. Ama zaten, o surat ifadesine gelebilecek olası bir negatif yanıt karşısında alacağı tepkiyi tahmin edebilen Altancık karar saygı duyduğunu en olabilecek şekilde – “siz bilirsiniz” diyerek – geçiştirdi.

Saat 23:30.

Evin ordaki tekel bayii çoktan kapanmış olmalıydı. Mecburen Sarıyer merkeze inmek gerekecek ve üçümüzde sarhoş olduğumuz için ne yazık ki araç kullanamayacktık.

CEM:   Öyleyse siz oturun ben merkeze inip alıp geleyim birşeyler…
ALTAN:   Şey, istersen ben gideyim. Hem biraz temiz hava almış olurum.
CEM:   Yok Altan, gerçekten teşekkür ederim. Sarıyer merkez biraz uzun mesafe. Hem misafirsin hem de buraya yabancı. Boşver ben hemen gidip gelirim.
ALTAN:   Saçmalama lütfen. Ne misafiri. Hem benim de teyzem oturuyor Sarıyer’ de. Bilirim buraları. O yüzden sorun olmaz hadi ben alıp geleyim.
BURÇİN:   Aman Cem, çocuk birşey yapmak istiyor işte. Bırak bari yöneticiliğini burda taslama. Hadi Altan’ cım  biz seni bekliyoruz sen al gel :)
CEM:   Ayıp olacak ama ya… Neyse… Peki o zaman…

Ve Altan tüm bunlar esnasında uzun ama gayet ince deri montunu giymişti. Bu haliyle daha çekici duruyordu. Bunu kendime itiraf etmek zorlansam da, aslında her haliyle beni  etkiliyordu. Hazır Burçin’ i yalnız yakalamışken bu gecenin hesabını sorabilirdim. Hiç gecikmedim.  Altanı uğurlar uğurlamaz o meşhur çığlığımla, kafası bir kenara düşmüş olan Burçin’ in kendi halindeki keyfini bozdum.

CEM:   Buuurrrçiiiinnnnn!!!!
BURÇİN:   hııııııııııııııııııııııııııııı

CEM:   Bana baksana sen, ne yapmaya çalışıyorsun? Kızım yarın saat 8 de uyanacağım. 11′ de de  toplantı var. Ne şimdi bu içicem modları? Hem çocuk bu saatten sonra nasıl dönecek eve? Bostancı’ da oturmuyor mu?
BURÇİN:   Ay Cem, çocuğa bakışlarını gördüm. O da seni yiyecekmiş gibi bakıyor. Eve gönderseydik için rahat edecek miydi? İyi işte gece burda kalırız, sabah da hep birlikte çıkarız. Hem felekten bir gece çalarız. Boş şarap şişesiyle ‘doğruluk mu cesaret mi?’ oynamayalı baya oldu. Bakarsın bana cesaret gelir birbirinizi öpüştürürüm. Ayyyyyyy, çok eğlenceli olacak.
CEM:   Aferin Burçin. Her zamanki gibi kendi kendine gelin güvey olmuşsun. Nezaketen de olsa insan bir fikrimi sorar. Neyse artık yapacak birşey yok. Gecenin bir körü olmuş, gidin de denmez bu saatten sonra. Ama bana bak, ben çok fazla oturmam söyleyeyim baştan.

Biz bunları konuşurken Burçin kendinden geçmiş bir şekilde uyuya kalmıştı. Öyle ki kapı çaldığında dahi uyanmadı. Altan gelmişti.
“Burçin’ i rahatsız etmesek daha iyi olacak sanırım” dedi. Onaylamaktan başka çarem yoktu zaten. “Şarabı da boşuna mı olmuş oldum şimdi?
“Sorun değil, istersen açalım birer kadeh içelim. Bu saatten sonra gidemezsiniz zaten. Sonra da uyuruz. Yarın toplantım var. Sabah hep birlikte çıkarız olur mu?”
“Zevkle…. Ama sözümüzü tutalım bahçede içelim. Bu mevsimde boğaz havası mükemmeldir. Gecenin soğuğunu şarabın burukluğuyla bölmek ayrı bir renk katacaktır içimdeki küçük nüansa”

Fazla şairane bir konuşmaydı. Yapay tadı ön plana çıksa da neden beni cezbetti onu kestiremedim. “Olur, nasıl istersen” dedim ve bahçeye çıktık.
Hava serindi, o yüzden bir kadehimizi de zar zor içtik ve ben saatin geçliğini bahane ederek yatmayı teklif ettim.

Burçin’ i de zorla uyandırdık  orta kattaki misafir odasına çıkardım onları. Altan gözümün içine bakıyordu. Bu geceyi beraber geçireceğimizi sanmıştı sanırım. Ama ben bu tür konulara uzaktım ve asla taviz de vermezdim – vermedim de-. Ben yataklarını hazırlarken, Altan kısık bir sesle:

“Aşağıdan su almamın sakıncası var mı? Gece mutlaka kalkarım çünkü, bir de alkollüyüz.”
“A yoo, tabii ki ne demek, rahat ol…”
“Sana da getireyim mi?”
“Yok rahatsız olma sen, ben alırım…”
“Cem artık ayıp oluyor ama… Lütfen… Tamam sana da getiriyorum. Su mu süt mü?”
“Süt olsun o zaman

Altan aşağı inerken, ne kadar ideal bir partner olduğu hayali canlandı gözümde. Aynı evde yaşadığımızı, yatmadan önce bu veya benzeri sahneleri ve daha birçok hayal oldukça kısa bir sürede beynimi istila etmeye başladı. Benimle ilgilenmesi de hoştu. Tam bunları düşünürken Altan gelmişti.

“Teşekkür ederim, Altan”
“Ne demek, hadi ben de yatayım… “
“Sabah uyandırır Mukadder Hanım bizi. Hadi iyi geceler size”

yatağın bir köşesine kıvrılmış haldeki Burçin kuvvetle muhtemel derin hülyaları içerisinde ve bizi duymuyordu. Altan da yatağa girdi, ışıklarını kapattım ve kapılarını örtmek üzere yeltendiğimde:

“Cem, kapıyı kapatmasan olur mu? Çocukluğumdan beri korkarım da… Yani, skaıncası yoksa….”
“A, tabi sorun değil. “
“Ok. teşekkür ederim. İyi geceler…”
“İy geceler….”

Yorum Yapın